TOROSLARDAN YÜKSELEN BİR YILDIZ: ‘’ YÖRÜKOĞLU SELİM’’

Yöresel hafızamızı güncellediğinizde Mersin’e ne verdiğimizi karşılığında Mersin’in bizim için ne verdiğini hiç düşündünüz mü?

Oysa tabiatın kuralıdır. Ancak verebildiğin kadarını alırsın, hak edersin…

Yörük kültürünün insanları olarak çokta övünülecek, gurur duyulacak bir dünümüz veya bu günümüz yok aslında Mersin’e dair…

O zaman şu sorulara cevap bulmamız gerekiyor.

Bu kadim kent kendi yerli formuyla istisnalar dışında neden entelektüel rezervi yüksek, ‘’donanımlı insanlar’’ çıkartamıyor? Neden ticaretin her türlü yelpazesinde istisnalar dışında bu yörenin insanlarının ‘’adı’’ yok? Veya politikanın, odaların, vakıfların veya derneklerin karar organlarının belirleyici ‘’itici gücü’’ değil?

Neden bu yörenin insanı yerel finansal ve bürokratik oligarşinin elinde tuttuğu dinamiklerin veya siyaset belirleyicilerinin ‘’yöresel aksesuarı’’ olmaktan öteye gidemiyor?

Cevabını isterseniz ben vereyim. Bu kronik sorunun sebebi biziz, evet yanlış duymadınız biziz tüm bunlara sebep… Zira doğa boşluk kabul etmez. Sen doldurmazsan mutlak başkası doldurur.

Nemelazımcılığımızı, ürkekliğimizi öne çıkanları çıktığına çıkacağına pişman etmedeki maharetimizi başkalarına yüklemeyelim. Bir eleştiri yapacaksak önce kendimizi eleştirerek öz eleştiri yaparak başlayalım isterseniz kendimiz dışındakileri eleştiriye…

Artık ‘’ gözlerine ışık tutulmuş tavşan’’ gibi donuk bakışlarla olanları veya olacakları sadece seyretmekle yetinmemeli bizatihi ticarette, siyasette, bürokraside veya STK’lar da hangi görüşlerde olursak olalım olanların ve olacakların içinde yer alarak gerçekleştirmeliyiz bu kadim kent için gelecek hayallerimizi…

Geçmişte yaptığımız şey bir şekilde öne çıkmış insanlarımızı beraberlik şuuru içinde desteklemek, yürüyeceği yolda önündeki engelleri temizlemek yerine ''özellikle siyasette'' ya ona çelme takıp yere düşürerek yol kat etmesine engel olmaktı ya da ‘’soldukça sulayalım dallandıkça budayalım’’ mantığıyla hareket kabiliyetlerini körelterek organlarını kullanamaz hale getirme içgüdüsüydü.

Bugünden tezi yok kendimizce adına mantık dediğimiz mantıksızlığımızı ve temelden yoksun bu temel içgüdümüzü yöresel hafızamızdan silmemiz yöresel hafızamızı güncellememiz gerekiyor.

Ayrıca kendi güç ve potansiyelimizi hafife almamak, önümüze atılan kırıntıya razı olmamak ‘’kanıksanmış çaresizliğimizi’’ övünerek anlattığımız, butik heveslerimizle beslediğimiz minyatür küçük hayatımızı, konforlu yaşamımızın büyük bir parçasıymış gibi görmemek gerekiyor.

Peki sanat, edebiyat, kültürel hayatımızda durum farklı mı?

Merhum Klinik Psikolog Doğan Cüceloğlu gibi ünü ülke sınırlarını aşmış entelektüel birkaç değerimizi veya sanatta bu yörenin özü ve kültürüyle yoğrulmuş ünü Mersin sınırını aşmış Türkiye’ye mal olmuş ‘’ Mersinli İsmail’i ‘saymazsak çok da farklı değil aslında…

O zaman bu makus talihimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bunu ben değil ‘’biz’’ yaparak birlikte yaparak gerçekleştireceğiz. Bunu sadece sanatta değil her alanda bir değer olarak ortaya çıkmış insanlarımızı öne çıkartarak yapacağız.

Denizden derinliklerinden çıkartılıp işlenerek mücevher piyasasına sürülmeyen bir ‘’inci’’ nasıl denizin derinliklerinde kaldığı sürece bir değer ifade etmiyorsa öne çıkartılıp desteklenmeyen bir sanatsal değerde ülkesel ve uluslararası alanda bir karşılık ifade etmez.

Öyleyse, artık bazı şeyleri sorgulamanın vakti geldi de geçiyor bile…

Bu yazımda size hep yakındığım ticari, siyasi, bürokratik hayatımızdaki sıradanlığımızın detaylarına inip sizi sık boğaz etmeyeceğim anlatmak istediğim sanatsal alanda Toroslardan doğan ünü Mersin’i aşmış ulusal alanda yeni bir Mersinli İsmail olmaya aday bir gencimizden pırıl pırıl bir değerimizden Toroslardan yükselen bir yıldız adayından ‘’ Yörükoğlu Selim’den ‘’ bahsedeceğim.

İşte bize, size, hepimize bir fırsat… Bu konuyu bir başlangıç noktası sayalım. Bu kardeşimizle yan yana omuz omuza yürüyelim.

Yörükler türkü sever. Hem de Torosların uçsuz bucaksız yalçın dağlarında Yörük obalarında yaşanmış sevdaları, özlemleri, ayrılıkları, çileli yaşamları anlatan Yörük türkülerini…

İşte Yörükoğlu Selim Akdoğan, böyle bir yaşam kültürünü türkülerine aktaran bunu Türkiye ile paylaşmak isteyen Mersin, Musalı köyünden, Mersin’in Yörük kültürünün türkü alanında ulusal temsilcisi olmaya aday bir sanatsal değerimiz…Dediğim gibi ahlaklı, dürüst ve bu yola inanmış iddialı bir yöresel değer…

18 Mayıs’ta ‘’ Kim yar imiş kim nankör, gel de şimdi gör’’ adı altında sanatsal yaşamını belirginleştirecek ilk klipi görücüye çıktı. İlk dinlediğimde her sözünde kendimden bir şeyler buldum. Kısacası beni bana anlatan, beni bana başkasından dinleten güzel ve ses getirecek bir yapım…

Türkünün söz yazarı ve bestesi de kendisine ait. Benim izlenimim 2022 yılı için ses getirecek bir çalışma… Yöre insanı olarak bize düşen bu değerimizi yöresel değer olmaktan çıkartıp ulusal bir değer olarak layık olduğu tahta oturtmaktan, bu meşakkatli yolda en azından başlangıcında önünü açmaktan geçiyor. Bunun için yapmamız gereken 18 Mayıs’ta YouTube’de ‘’ Yörükoğlu Selim kim yar imiş kim nankör gel de şimdi gör’’ü sorgulayıp ‘’Netd Müzik’i‘’ tıklamak yetiyor.

metin, kişi, poz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yörükoğlu Selim kardeşime naçizane tavsiyem şudur ki; ‘’Büyük mesafeler, tek bir adımla başlar…’’ Dün bu adımı attın. Bu meşakkatli güzergah sabır ister direnç ister emek ister hepsinden önemlisi pes etmemek ister. Sende bu yolda tüm bu çilelere inat pes etmemelisin. Toroslar insanı olarak sana pes etmeyi yasaklıyoruz.

Bir Mersin’li olarak Mersin’lilere tavsiyem ise ‘’ Toplumlar ancak değerleriyle yükselir, inkarlarıyla çürürler…’’

Bize yakışan ise değerlerimizle yükselmek…Bu meşakkatli yolda Yörükoğlu Selim kardeşime başarılar diliyorum.