BÜYÜK DÖNÜŞÜM, KÜÇÜK MUHALEFET…

İnsanlığa umut veren söylemler gibi umutsuzluk ve karamsarlık enjekte eden söylemlere de bir kıymet yüklendiği gibi mutlak bir alıcısı çıkmıştır.

Mesela bir ülkeyi ilhak etmek istiyorsanız öncelikle o ülke halkına demokratik tasavvurlar yüklü kulağa hoş gelen özellikli enstrümanlar kullanmak bunu yaparken de beraberinde dünya kamuoyu için benzer algı mühendisliğini tedavüle sokmanız gerekir.

Öncelikle ülkenin demokratik olmadığından yola çıkarak özgürlüklerin ihlal edildiği, halkın baskı ve zulüm altında olduğunu kullanarak bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getireceğini vadedersiniz. Tıpkı Irak’ın işgalinde olduğu gibi…

Bunu sürekli söyler ve tekrarlarsanız bir süre sonra toplumsal hafızanızda kabul görmüş eylem pratiğine altlık oluşturmuş olursunuz ve bir zaman sonra önemli bir gereklilik olarak çıkar karşınıza…

Örneğin Adolf Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels; ‘’ Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız bir süre sonra o söylemin nereden geldiğini unutacak ve kendi fikri gibi benimseyerek savunacaktır,’’ der.

Mesela, Irak’ın işgali öncesi; ABD tarafından Irak’a ‘’ özgürlük ve demokrasi’’ getirileceği hem de ‘’ Kitle imha silahı olarak Bağdat’tan ateşlendiğinde New York’taki sivilleri vuracak olan cehennem silahı’’ yalanı üretilmiş, Saddam’a müdahalenin dünya kamuoyunda zemini oluşturulmuştu. ABD yalanı ile 20 yıl sonra gelinen noktada Irak’ta bugün devlet otoritesi olmadığı gibi devlet 3’e bölünmüş durumda…

Dün Irak’ta uygulanan aynı mizansen bugün Suriye üzerinde kurgulanmak isteniyor.

Gelelim bize… Terörle mücadelede başta ABD olmak üzere batıdan silah istedik. Üstelik büyük paralar ödeyerek. Ancak parası ödendiği halde bazı bahane ve engellemelerle alamadık. Bu bizi kendimize getirdi. ‘’ Kötü komşu ev sahibi yaparmış.’’ Savunma sanayimizde son 10 yılda yapılan yatırımlarımızda bize silah satmayan, mühimmat vermeyen gizli ambargo uygulayan kötü müttefiklerimizin bu çabaya katkısı (!) çok büyük... Artık ürettiklerimiz karşısında bu başarı hikayesi karşısında haklı olarak telaşlanıyorlar. Telaşlanmaya da devam edecekler. Vermek istemedikleri silahları ürettiğimizi fark edince; ‘’ hem düşük bedelle verelim hem de burada üretilmişi var üretmenize gerek yok, vazgeçin ’’ diyorlar.

Artık bunu umursamıyoruz. Yapmak istediklerimizi yapıyor, söylenenleri dikkate almıyoruz. Çünkü biz bunun arkasından ne geleceğini, üretmezsek ne duruma düşeceğimizi biliyoruz. Geçmiş yıllarda yaşadıklarımız buna şahit.

İHA’lar, SİHA’lar üretiyoruz. ALTAY tankları, milli gemimiz MİLGEM milli piyade tüfeği MPT 76, milli helikopterimiz ATAK’ı ürettik ve üretiyoruz.

Geçen aylarda BAYKAR’ın ürettiği ilk insansız savaş uçağımız ‘’ BAYRAKTAR KIZILELMA’’ pistlere çıktı ve test sürüşünü başarıyla tamamladı.

Yerli ve milli kendi ‘’Milli Muharip Uçağımız (MMU)’’ ve ilk yerli ve milli ‘’HÜRJET’’ piste çıktı.

İlk yerli ve milli denizaltımız ‘’ MİLDEN’’ gün sayıyor ve yakın zamanda denizlerimize inecek.

Bunlar bir anda yapılacak işler değil. Bunlar sabırla inatla inançla ve büyük bir irade ortaya koyularak gerçekleştirilebilecek büyük projeler.

Bunların bir kısmını terörle mücadelede öyle etkin kullanıyoruz ki dost bildiğimiz devletler bunları ürettikçe bize yeni tehdit alanları oluşturmaya başlıyor.

Dost bildiğimiz küresel düşmanlarımız bunu yaparken içimizdeki bizden görünen Truva atları bu başarı karşısında iftira kampanyaları düzenliyor, yoğun propaganda çalışmaları ile bu büyük dönüşümü akamete uğratma çabalarıyla boş durmuyor.

Bu odaklar bu çabalarıyla küllerinden yeniden doğmaya çalışan bu devleti, ‘’ Saksıda hareketsiz duran kaktüse çevirmeyi’’ hesaplıyor.

Hepimize düşen tüm bu hesapları iyi analiz edip toplumsal hafıza ve kolektif bilincimizi her zamankinden daha fazla diri ve canlı tutmamız, gaflet ve delalete düşmemektir.

Maalesef en büyük sorunumuz 100 yılda gerçekleştirilebilecek bir dönüşümü 20 yılda gerçekleştiren bir AK Parti iktidarı ile bunun dahi farkında olamayan veya farkında olup da siyasi hesap ve hevesler uğruna bunu değersizleştirmeye çalışan küçük hesaplar peşinde koşan küçük muhalefetle karşı karşıya olmamız.

Muhalefet bir ülkede iktidarı zorlamalı onu ürettiği önemli projelerle sıkıştırmalı eksiklerini ortaya koyduğu argümanlarla halka şikâyet etmeli… İşte bu davranış modeli bir ülkede iktidara namzet muhalefeti güçlü kılarken iktidara da kendisine çeki düzen vermesini sağlaması yanında hizmet motivasyonunu da yükseltir.

Peki bizim muhalefet ne yapıyor?

Yaptığı şey soyut kavram ve gerçekliği tartışılır yalan yanlış söylemlerle toplum mühendisliği üzerinden seçmen algısını iğfal edip terör uzantısı zehirli bünyelerle işbirliği yaparak oy devşirme peşinde koşarken Cumhur İttifakı Türkiye Yüzyılı vizyonu eşiğinde ufku işaret edip ülkenin geleceği için istikamet çizerken Millet İttifakı onun parmaklarına bakmakla yetiniyor.

Böyle kifayetsiz bir ittifak maalesef Cumhur İttifakı ve bu ülkenin kaderi olsa gerek…