MİLLİ HAYSİYET Mİ; POLİTİK HASSASİYET Mİ?

MİLLİ HAYSİYET Mİ; POLİTİK HASSASİYET Mİ?

Siyasetçisinden aydınına; sanatçısından TÜSİAD’ına son yıllarda yarattıkları sorunlu alanlar nedeniyle bir milli siyaset sorunuyla iç içeyiz…

Tarihte şöyle bir yarım asır öncesine kapı aralayıp hafızalarımızı tazelersek…

Yarım asır önce dönemin en önemli emperyalist gücü İngiltere’nin 1956 Süveyş krizinden sonra emperyalist gücünü yitirmesinden sonra Rusya ile birlikte dünyanın en önemli emperyalist gücü haline gelen ABD’nin, iki kutuplu dünya coğrafyasındaki tahakkümünü ve Türkiye üzerindeki kalkışmasını protesto etmek amacıyla 1969 yılında Galata’ya yanaşmak isteyen ABD 6.filosu askerlerinin 68 kuşağı gençlerin girişimiyle denize atılmasıyla sonuçlanan bu protesto eylemini bugün bile alkışlıyoruz.

ABD’nin 7.filo marifetiyle uzak doğuda Vietnam’da getirdiği gözyaşları veya 9 Ağustos 1964’te Kıbrıs sorununda bugün de olduğu gibi Rum ve Yunan’lılardan yana tavır almasının getirdiği kızgınlık patlamasıydı o gün bu protestoların sebebi…

O gün 68 kuşağı olarak tabir edilen bu gençlerin bu çabası onurlu bir çabaydı. Onun içindir ki 68‘ler kuşağı bugün zihinlerde bir değer olarak kazınmış ve böyle kabul görmüş tüm kesimlerce…

Bugün ise Ortadoğu coğrafyasında çok daha fazla ABD tahakkümü söz konusu iken ister istemez gözler o kuşağın bu günkü temsilcilerini arıyor.

 Ancak maalesef bugün o günün temsilcilerinin de olduğu muhalif cenahta bir karşı duruş değil tam tersi ya sus pus bir yere kamufle çabalar ya da bu emperyalist zihniyete çanak tutan ya da bu zihniyetten medet umar hale gelen siyasetçisinden sanatçısına, aydınından akademisyenine zihinlerinde açık bir teslimiyet ruhlarında ise müstemleke ikliminden başka bir şey göremiyoruz. Elbette bu tespiti dünden bugüne ciddi bir yaşanmışlık ve kronolojik süreç içinde yapıyorum.

Örneğin, 15 Temmuz darbe kalkışmasında buna açıkça tanık olduk… Hepimiz biliyoruz ki gerek 1960 ve gerekse 1980 darbelerin mimarı ve 1971 darbe muhtırasının kurgusunun senaryosunu yazanlar günümüzün en büyük emperyalist gücü ABD ve yaklaşık yüzde seksen beşini finansa ettiği NATO’ydu.  

-Bugün Suriye’nin kuzeyinde hemen güney sınırımızda tasarlanmaya çalışılan PYD/PKK devletinin para ve silah kaynağı yine sömürgeci ABD’dir.

-Doğu Akdeniz’de Rumlardan silah ambargosunu kaldırarak Rum ve Yunanlılara hukuksuzca destek veren Yunanistan’da 9 askeri üs kurulmasının perde arkasında yine ABD’yi görüyoruz.

-Rusya’dan aldığımız savunma amaçlı S-400’ler karşısında ortak olduğumuz ve 1,3 milyar dolarlık ödeme yaptığımız F-35’leri vermeyerek Türkiye’yi bu coğrafyada güvenlik zafiyetine düşürüp hadım etmeye çalışan yine ABD’dir. Kaldırdığımız her taşın altından çıkan sömürgeci ABD’nin emperyalist iştahlarını çoğaltmak mümkün…

Ben hep şuna inanırım. İç cephemizde siyaseten çekişmelerimiz kavgalarımız olabilir ancak siyasetçisinden entelektüeline tüm kesimlere dış cephemizde çekişmelerimizi kavgalarımızı bir tarafa bırakıp emperyalizme karşı ortak bir duruş sergileyebilirsek dış müdahalelere kapıları kapatabilir sömürgeci güçlerin emperyal damarlarını köreltebilir midelerindeki sömürge iştahlarına kelepçe vurabiliriz.

ABD’nin hemen burnunun dibindeki Küba bunun en güzel örneği…   

Ancak maalesef bu dış sorunlar karşısında asıl sorun kendi iç cephemizde… Muhalefet kesimin özellikle 6.filoyu denize dökmekle övündüğü o günün 68 kuşağının bu günkü fikir ve zihinsel devamı dedelerinin gösterdiği o onurlu duruşu göstermek bir yana asıl sorun ABD tehlikesi karşısında silik bir duruş hatta ABD’nin iç müdahale iştahına çanak tutuyor olması…

Dediğim gibi bu emperyalist tahakküme iktidarıyla muhalefetiyle aynı onurlu duruşu gösteriyor izlenimi verilmiş olsa oluşturduğumuz bu tek yumruk öyle bir güç yaratır ki ABD’sinden Rusya’sına Fransa’sından tüm emperyalist güçlerin sömürgeci damarlarının kanlanmasına izin vermediği gibi bu sömürgeci güçlerin sömürge iştahının ülkemizden umudunun kesilmesine kapı aralayabilir.

Ancak muhalefetin uzun zamandır elde edemediği ‘’siyasal iştahı’’ belki batı değerlerine koşulsuz biat refleksleri yanında batıdan gelen tehditlere olan reflekssizliği güvenlik sorununa dönüşmesine neden olabiliyor.

Örneğin, geçmişte bu devlette büyükelçilik yapmış bugün CHP’nin dış politikadan sorumlu Genel Başkan danışmanı Ünal Çeviköz’ün gayri milli açıklamalarını hatırlayın.

-Ne işimiz var Doğu Akdeniz’de, neden Libya’dayız?

-Topraklarını kurtarmaya çalışan Azerbaycan’ın Ermenistan’la mücadelesine neden destek sağlıyoruz.

-Kuzey Suriye’de emperyalist ABD’nin ileri karakolu olmaya aday oluşturulmaya çalışılan PYD/PKK garnizon devletine karşı düzenlenen Fırat kalkanı, Barış Pınarı ve Zeytindalı operasyonları karşısında ne işimiz var Suriye’de…’’

Sayabileceğimiz onlarca gerekçe üretecek milli hassasiyetlerimizi enfekte edecek açıklamaları danışman üzerinden ana muhalefetin bir ‘’ milli güvenlik sorununa’’ dönüştüğü gerçeğini ortaya koyuyor.

Şunun herkesçe bilinmesi önemli… Bu devlet herhangi bir senaryoda artık bir figüran oyuncu olmayı çoktan kafasından sildi. Savunma sanayindeki küresel güç mücadelesine öncülük edecek başarıları, kendi elektrikli yerli aracı TOGG’un dünyanın en önemli araba üreticileri ile olan rekabeti gibi sayabileceğimiz onlarca aşandaki çabaları artık kendi coğrafyasını aşan potansiyeli ile bölgesel güç olmayı aştı küresel güç olma yolunda büyük adımlar atıyor.

Bunu içimizdeki birileri bunu anlamak istemiyor olabilir. Unutulmamalıdır ki bugün bu zorlu coğrafyadaki Türkiye’nin güç kapasitesi inşası karşısında ABD’sinden, Fransa’sına, Yunanistan’ından, Ermenistan’ına ‘’mahalledeki tüm köpeklerin aynı anda havlaması asla tesadüf değildir’’ Ve bugün şu gerçeği teslim edelim. Türkiye, ağzından salyalar akan dünyanın sömürgeci güçleri karşısında kendi coğrafyasında var oluş mücadelesi veriyor.

Hemen güneyimizde kurgusu planlanmış provası yapılan Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye aparat olacak garnizon PKK/PYD devleti, yine Türkiye’yi Yunanistan ve adalara 9 askeri üs kurarak çevreleme stratejisi kurgulayan ABD, Doğu Akdeniz’de mavi vatanımızdaki enerji kaynaklarımıza çökmeye çalışan ABD-Fransa-Yunanistan konsorsiyumu işte bu gibi emperyalist tehlikeye karşı milli siyaseti hatta ondan önce milli haysiyeti ortaya koymak gerekiyor.

ABD Başkanı Biden’in muhalefetle işbirliği yapıp demokratik yollarla iktidarı devireceğiz tehdidine ben bir Türk vatandaşı olarak : ‘’ Haddinizi bilin! Siz kim oluyorsunuz ki bizim iç işlerimize karışıyorsunuz?’’ diyebilecek kemikli bir muhalefet duruşu beklerdim.

Ancak muhalefet için dış beklenti büyük olunca üç maymunu oynamak mümkünse ölü taklidine yatmak kaçınılmaz oluyor demek ki..

‘’Milli siyaset mi; Milli haysiyet mi yoksa Politik hassasiyet mi?’’ Muhalefetin bu üç soruyu kendilerine sorup aldıkları cevaplar üzerinden bir güzergah belirlemesi gerekiyor.

YORUM EKLE

banner2

banner10