BÜYÜK DÖNÜŞÜME SAHİP ÇIKMAK

Toplumlara umut vaat eden söylemler gibi umutsuzluk enjekte edilen söylemlerinde her daim bir alıcısı olmuştur.

Mesela bir ülkeyi ilhak etmek istiyorsanız öncelikle alıcısı çok olan hümanist enstrümanları kullanır bunlar üzerinden dünya kamuoyunda algı mühendisliğini tedavüle sokmanız gerekir.

Öncelikle ülkenin demokratik olmadığından yola çıkarak özgürlüklerin ihlal edildiği, halkın baskı ve zulüm altında olduğunu kullanarak bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getireceğini vadedersiniz.

Bunu söylemleri sürekli söyler ve tekrarlarsanız bir süre sonra toplumsal hafızada genel kabul görmüş eylem pratiğinize bir altlık oluşturmuş olur yapacaklarınıza bir meşruiyet kazandırmış olursunuz.

Zaman içinde ilhak edeceğiniz ülke kamuoyu sizi kurtarıcı olarak gördüğü gibi onlar için bir gereklilik olur meşruiyet kazanır sizin müdahaleniz.

Örneğin, Adolf Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels; ‘’ Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız bir süre sonra o söylemin nereden geldiğini unutacak ve kendi fikri gibi benimseyerek savunacağını,’’ iddia eder.

Misal, Irak’ın işgali hatırlayın. İşgal öncesinde ‘’ özgürlük, demokrasi’’ gibi gelmiş geçmiş en kullanışlı enstrümanlar kullanılmış arkasından ‘’ Bağdat’tan ateşlendiğinde New York’taki sivilleri vuracağı’’ haberiyle birlikte ‘’ Cehennem Silahı’’ yalanı üretilmiş, Saddam’a müdahalenin dünya kamuoyunda zemini oluşturulmuş bir milyon kişinin ölümü pahasına Irak işgal edilmişti.

Uzun zamandan beri aynı tiyatro İran üzerinde planlanıyor. Bu durum en son 15 Temmuz’da Türkiye’de denendi tutmadı şimdi hemen güneyimizde Suriye sınırımızda bir terör devletçiği oluşturularak kurgulanmaya çalışılıyor.

Terörle mücadelede başta ABD olmak üzere Almanya, Fransa gibi ülkelerden silah istedik. Üstelik büyük paralar ödeyerek. Ancak Almanya’dan aldığımız tankları teröre karşı kullanmamızı istemediler. Fransa’dan aldığımız uçakları da teröre karşı kullanmazsınız diye tehdit ettiler. ABD’ye parası ödendiği halde bazı bahane ve engellemelerle alamadık. Bunlar bizi kendimize getirdi. Zira ’ kötü komşu ev sahibi yaparmış.’’

Savunma sanayimizde 1974 Kıbrıs Barış harekâtı ile başlayan son 20 yılda yapılan yatırımlarımızla hız kazanan başarımıza bize silah satmayan, mühimmat vermeyen gizli ambargo uygulayan kötü müttefiklerimizin katkısı (!) çok büyük. Artık ürettiklerimiz karşısında bu başarı hikayesi karşısında haklı olarak telaşlanıyorlar. Telaşlanmaya da devam edecekler.

  1. istemedikleri silahları ürettiğimizi fark edince; ‘’ hem düşük bedelle verelim hemde burada üretilmişi var üretmenize gerek yok , vazgeçin ’’ diyorlar.

Artık bunları dikkate almıyoruz. Yapmak istediğimizi yapıyor, söylenenleri umursamıyoruz. Çünkü biz bunun arkasından ne geleceğini, üretmezsek ne duruma düşeceğimizi biliyoruz. Terörle mücadelede geçmiş yıllarda yaşadıklarımız hep bunlara tanık.

İHA’lar, SİHA’lar üretiyoruz. ALTAY tankları yakın zamanda ürettiğimiz tank motoruyla hareket kabiliyeti kazanırken milli gemimiz MİLGEM, milli piyade tüfeği MPT 76, milli helikopterimiz ATAK artık kendi ürettiğimiz motorla uçacak.

İlk milli seyir füzemiz HİSAR’ın yakın zamandaki deneme sonucu yüzde yüz başarıyla tescillendi. F-35 hayal kırıklığından sonra milli muharip uçağımız için çalışmalar son hızla devam ediyor. İlk insansız muharip uçağımız ‘’ Bayraktar Kızılelma’’ piste indi, 2023’te seri üretim için gün sayıyor.

Bu silahlarımızı gerek terörle mücadelede gerekse Libya ve Azerbaycan’da öyle etkin kullandık ki dost bildiğimiz düşmanlarımız, bunları ürettikçe bize yeni tehdit alanları oluşturmaya başladı.

Dost bildiğimiz küresel düşmanlarımız bunu yaparken içimizdeki Truva atları da bu başarı karşısında iftira kampanyaları düzenliyor, yoğun propaganda çalışmaları ile bu gidişatı akamete uğratma çabasıyla boş durmuyor.

İç ve dış düşmanlar bu çabalarıyla bizi, ‘’ Saksıda hareketsiz duran kaktüse çevirmeyi’’ hesaplıyor.

Hatırlayalım… Zeytin Dalı harekâtında, ‘’ SİHA’lar sivilleri vuruyor’’ ajandasıyla içeride ve dışarıda savunma sanayindeki bu milli çabayı yok etmek için büyük propagandalar yapıldı.

Ancak bu bizi durdurmadı. Bu milli çabayı devam ettirmek için yeni önlemler almak kaçınılmaz bir durum oluşturuyor. Bunu yapmazsak, iftira üzerine kurulu küresel tahribatın domino etkisini önleyemezsek sadece savunma sanayinde değil tüm alanlarda bu büyük dönüşümü sürdüremeyiz.

Hepimize düşen tüm bunları iyi analiz edip kolektif bilincimizi her zamankinden daha fazla diri ve canlı tutmamız, gaflet ve delalete düşmememizdir.

Millet olarak bize düşen bizi parçalamaya çalışan bu sırtlanlar güruhuna fırsat vermemek bunu yaparken de 20 yıldaki bu ‘’büyük dönüşüme’’ sahip çıkmak gerekiyor.