Haber Detayı
25 Mart 2019 - Pazartesi 19:54 Bu haber 3987 kez okundu
 
Özdemir, Tarım Gıdoa, Lojistik ve Turizm Merkezi Mersin
Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ö.Abdullah Özdemir’den Mersinle ilgili önerilerin ilki yayınlandı… Başkan Özdemir,
EKONOMİ Haberi
Özdemir, Tarım Gıdoa, Lojistik ve Turizm Merkezi Mersin

 

I. TARIM-GIDA, LOJİSTİK VE TURİZM MERKEZİ MERSİN

Mersin Ticaret  Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ö.Abdullah Özdemir’den Mersinle ilgili  önerilerin ilki yayınlandı… Başkan Özdemir, “Geride bıraktığımız 2018 yılında kentimizin ihracatı yüzde 13,3 artarak 1,7 milyar dolar seviyesine yükseldi. İthalatımız ise yüzde 13,5 azalarak 1,2 milyar dolara geriledi. Yani, dış ticaret performansı açısından net ihracatçı bir kentiz. Net İhracatçı olma tabiri kulağa hoş gelse de gerçekleri göz ardı etmemeliyiz. Çünkü, Mersin'in yaptığı ihracatın, ülkemizin toplam ihracatından aldığı payın sadece yüzde 1 olduğunu unutmamalıyız.

Kentimizin ihracat performansını değerlendirirken sadece 2018 yılı göstergelerini temel alarak yapacağımız bir analiz eksik kalacaktır. Örneğin, 1996-2018 yılları arasındaki 22 yıllık dönemde kentimizin ihracatı 4,7 kat arttı. Oysa, bu artış bizleri yanıltmamalı. Çünkü, aynı dönemde ülkemizin yapmış olduğu ihracat 7,2 kat yükseldi. Mersin ihracatındaki büyüme hızı, ülkemiz ihracatının gösterdiği performansın neredeyse yarısı kadar. Bunun sonucunda, 1996 yılında ülkemizin en fazla ihracat yapan 6'ncı ili olan Mersin, 2018 yılı istatistiklerine göre 14'üncü sıraya düştü.

Üstelik, aynı dönemde Mersin çevresinde yer alan illerin tamamı Mersin'den daha iyi ihracat performansı sergilediler. Gaziantep ihracat kapasitesini 30, Konya 28, Antalya 11, Kayseri ve Hatay 10, Adana 6 kat artırdı.

İthalat Anlayışımızı Değiştirmeliyiz

Diğer yandan, ihracatımız ile ithalatımız arasındaki makas son 22 yılda önemli ölçüde kapanmıştır. 1996 yılında Mersin'in ihracatı, ithalatından 2,3 kat daha fazla iken, 2018 yılında bu oran 1,4'e gerilemiştir. Yani, kentimizin ithalatındaki artış hızı ihracata kıyasla daha fazladır. Başka bir ifade ile, artan ithalatımızı katma değer yaratacak ürünlere dönüştürerek ihracata yönlendirememişiz.

Bu da ithalat yapımızın değişmesi gerektiğinin en önemli göstergesidir. İthalat her zaman kaçınılması gereken bir kavram değildir. Hammadde ve ara ürünleri ithal edip, kentimizde işleyerek, katma değeri yüksek bir şekilde, re-export olarak, dış pazarlara gönderebiliyorsak,  böyle bir durumda ithalatın kent ekonomimize olumlu katkısı olacaktır.

Ayrıca, ihtiyaç duyduğumuz her ürünü her zaman yüksek verimde ve kalitede üretemeyiz. Dolayısıyla bu tür ürünlerin ithalatında pozitif ayrımcılık yapmak nitelikli ve sağlıklı iç tüketim açısından faydalı olacaktır.

 

Dış Ticarette Yeni Bir Yol Haritası Belirlemeliyiz

Son 22 yıllık bu trendin önümüzdeki yıllarda devam etmesi durumunda, Mersin sadece bölgemizdeki iller arasında değil, ülke genelinde de kan kaybetmeye devam edecektir. Dolayısıyla kentimiz açısından yeni bir yol haritası belirlememiz elzem hale gelmiştir.

Kent olarak kendi sahip olduğumuz değerleri ve avantajları temel alarak yeni bir model üzerinde çalışmalıyız. Üstelik bunu yapabilecek her türlü donanıma sahibiz. Örneğin yerleşmiş bir dış ticaret kültürümüz var. 1980'li yıllarda hemen hemen hiçbir şehirde bankaların kambiyo servisleri yok iken, bu yapı kentimizde mevcuttu. Diğer yandan liman, serbest bölge, organize sanayi bölgesi, gümrüklü antrepolar ve çok çeşitli lojistik imkanlarımız var. Tüm bu değerleri içerisinde bulunduğumuz coğrafyanın da temel özelliklerini dikkate alarak bütünleştirdiğimiz taktirde başarılı bir model yaratabiliriz. Bu modele ilişkin görüşlerimi devam eden açıklamalarımda kamuoyu ile paylaşacağım.”

TARIM-GIDA VE AGRO-ENDÜSTRİ MERKEZİ MERSİN

(İKİNCİ BÖLÜM)

Bir önceki açıklamamda son 22 yılda kentimizin ihracat büyüme hızının, ülkemizin gösterdiği performansın neredeyse yarısı kadar olduğunu, ihracatımız ile ithalatımız arasındaki makasın daraldığını ve ithalat yapımızın değişmesi gerektiğini ifade etmiştim. Bu bağlamda, yeni bir model geliştirmemizin kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştım.

Bu modeli oluştururken kent ekonomimizin yapısını iyi analiz etmeliyiz. Mersin ekonomisi mevcut durumda tarım-gıda, lojistik, iç ve dış ticaret olmak üzere üç temel alan üzerine kuruludur. Tarım-gıda ise kentimiz dış ticaretinin ana omurgası durumundadır. 2018 yılı verilerine göre kent olarak gerçekleştirdiğimiz ihracatın yüzde 70'ini ve ithalatın yüzde 62'sini tarım-gıda ürünleri oluşturmaktadır. Üstelik, Mersin'in tarım-gıda ve tarıma dayalı sanayi olan agro-endüstride daha da gelişmek için hala önemli bir potansiyeli var.

Mersin Tarım-Gıda Sektörünün Can Damarı Narenciye ve Bakliyattır

Kentimiz dış ticaretinin ana omurgasını oluşturan tarım-gıda sektörünün can damarı ise narenciye ve bakliyattır. Bu ürünlerin ihracatında ülke genelinde lider pozisyondayız. Üstelik, narenciye ve bakliyat Mersin'in gerçekleştirdiği tarım-gıda ihracatının yarısını kapsamaktadır. Dolayısıyla oluşturulması gereken yeni modelde her iki sektöre de öncelik verilmelidir.

Mevcut durumda narenciyeyi sofralık olarak ve bakliyatı ise natürel halde ihraç ediyoruz. Oysa dünya pazarlarında bu ürünlerden elde edilen türev ürünler oldukça yaygın. Bu nedenle ilgili modelde, narenciye ve bakliyat ürünlerini işleme sanayisini geliştirerek katma değer yaratmaya yönelik yeni stratejiler oluşturmalıyız.

Hollanda Örneğini İyi İncelemeliyiz

Üzerinde çalışmamız gereken model için Hollanda örneğini incelememizde fayda olduğu kanaatindeyim. Tarımsal hasıla açısından Avrupa'da ilk sırada bulunan ülkemizin tarım-gıda ihracatı 17,7 milyar dolar iken Hollanda için bu rakam 108 milyar dolar.

Örneğin Hollanda'nın süt üretimi ülkemize kıyasla daha düşük olmasına rağmen peynir ihracatından yılda 4 milyar dolar kazanıyor. Ülkemiz için bu rakam sadece 166 milyon dolar. Benzer şekilde, tütün üretmeyen bu ülkenin yıllık sigara ihracatı yaklaşık 2 milyar dolar. Hollanda'nın arpa üretimi yok denecek kadar az iken, bira ihracatından yılda 2 milyar dolar gelir sağlıyor. Süs bitkileri ve çiçekçilik ürünleri ihracatından tam 11 milyar dolar kazanıyor.

Üstelik Hollanda, ülkemizin iddialı olduğu narenciye ürünlerinde dahi söz sahibi durumda. Hollanda'nın narenciye üretimi yok ancak neredeyse Türkiye kadar sofralık narenciye ürünleri ihracatı yapıyor. Hatta, dünyanın en büyük 6. ihracatçısı konumunda. Üstelik, dünyanın en büyük 7. narenciye üreticisi olan ülkemiz, narenciyeden elde edilen meyve suyu ihracatından yılda sadece 15 milyon dolar kazanıyor. Hollanda ise 1.2 milyar dolar ihracat geliri sağlıyor.

Yüzölçümü olarak Türkiye'den yaklaşık 20 kat daha küçük olan Hollanda'nın bu başarısının altında ise ithalat yoluyla getirilen hammaddeleri işlenmiş ürünlere çevirme ve bu ürünleri pazarlayabilme yeteneği yatıyor. Çünkü, 108 milyar dolar tarım-gıda ihracatı olan Hollanda'nın aynı zamanda 74 milyar dolar da tarım-gıda ithalatı bulunuyor. Aradaki fark bu ülkenin katma değerli ürün yaratma becerisinin en açık göstergesidir.

Mersin Tarım-Gıda ve Agro-Endüstri Üssü Olabilir

Dolayısıyla, kentimiz için oluşturmamız gereken yeni model, Hollanda örneğinde olduğu gibi, tarım-gıda ürünlerinin işlenmesine dayalı sanayimizin gelişimini hedeflemelidir. Kendi ürettiklerimizin yanında, ithalat yoluyla getirilen hammaddeleri işlenmiş ürünlere çevirdiğimiz taktirde, kentimiz iç piyasa ve ihracat açısından tam bir tarım-gıda ve agro-endüstri üssü olacaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için de ilgili teşviklerin bu yeni modeli destekleyecek şekilde kurgulanması gerekiyor. Böylece mevcut sermayenin yatırıma dönüşmesinin de yolu açılacaktır.

Sub-Tropikal Ürünler İle Ürün Desenimizi Genişletmeliyiz

Diğer yandan, mevcut ürünlere yönelik işleme sanayimizi geliştirirken, bir yandan da kendimize yeni pazar kapıları açmalıyız. Örneğin avokado için dünya genelinde 6 milyar dolarlık bir pazar var. Meksika bu pazarın yarısına tek başına hakim durumda. Avokado üretimi bulunmayan Hollanda, bu ürünlerin ihracatından yılda 600 milyon doların üzerinde gelir sağlıyor. Yine benzer nitelikte ürünlerden mango ve kivi için 3'er, ananas ve ahududu için de 2'şer milyar dolarlık ticaret hacmi söz konusu.

Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemi kurgularken sahip olduğumuz coğrafyanın temel özelliklerini esas alarak ürün desenimizi genişletmeli ve değiştirmeliyiz. Böylece pazar çeşitliliğimizi artırmalıyız.

Oluşturmamız gereken modele ilişkin görüşlerimi bir sonraki açıklamamda detaylandırmaya devam edeceğim.

 

LOJİSTİK MERKEZİ MERSİN

(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

 

Kentimizin son 22 yıldır özellikle dış ticarette kan kaybı yaşadığını, Mersin'in yaptığı ihracatın, ülkemizin toplam ihracatından aldığı payın sadece yüzde 1 olduğunu, bu doğrultuda yeni bir model oluşturmamız ve bu modelin merkezinde tarım-gıda sektörünün bulunması gerektiğini daha önceki iki açıklamamda belirtmiştim.

Tarım-gıda sektörünü odak noktası alarak kentimizin yeni bir dış ticaret modeli ile gelişebilmesinin ön şartı ise lojistik açıdan da bir merkeze dönüşebilmemize bağlıdır. Tıpkı 80'li yıllardaki İran-Irak savaşı öncesinde sahip olduğumuz konuma yeniden kavuşabiliriz.

Mersin Konteyner Limanı Projesi

Mersin'de tarım-gıda ve lojistik gibi öne çıkan sektörlerin liman ile çok güçlü bir bağı bulunuyor. Bu nedenle de büyük çaplı liman projeleri geleceğe dönük her kurgunun olmazsa olmazı haline geliyor. Liman kapasitesinin genişletilmesi Mersin için artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bu doğrultuda, uzun yıllardır yatırım planlarında yer alan Mersin Konteyner Limanı Projesi, Çandarlı Limanı'nda olduğu gibi ivedilikle harekete geçirilmelidir. Bu proje Mersin'in gelişimini sağlayacak en önemli yatırım durumundadır. Böylece Mersin hem Akdeniz'de artan yük trafiğini karşılayacak hem de büyük tonajlı gemilerin yanaşabileceği bir aktarma limanı haline gelecektir. Başka bir deyişle, Akdeniz Bölgesinin konteyner terminal limanı yani hub limanı konumuna gelecektir.

Ayrıca, bu proje kentimiz için önemli bir istihdam ve gelir kapısıdır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın 2019 Yılı Performans Programı'nda başlanması planlanan bu projenin kentimizin zenginleşmesi açısından büyük önem taşıdığını düşünüyorum.

Çukurova Havalimanı Projesi

Benzer şekilde, Çukurova Havalimanı projesi ile birlikte ülkemizin ikinci büyük havalimanına sahip olacağız. Daha da önemlisi içerisinde bulunduğumuz yaklaşık 400 milyon nüfuslu coğrafyanın her noktasına 2-3 saatlik uçma mesafesine sahip yepyeni bir merkezi nokta haline geleceğiz. Bu projede yaşanan sıkıntıların bir an önce giderilmesini umuyorum.

Mersin Lojistik Merkezi Projesi

Diğer yandan, son aşamasına gelinmiş olan ve hızlı bir şekilde bitirilmesi gereken Yenice Lojistik Köy projemiz var. Bu proje ile birlikte mal taşımaya kıyasla daha az maliyetli olan demiryolu lojistiğinde Çukurova bölgesinin en üst noktasına yükseleceğiz. Böylece, Mersin, taşımacılığın limandan Orta Asya’ya kadar uzandığı bir köprü haline gelecektir.

Ayrıca, bu projeden farklı olarak kentimize özgü olarak planlanması gereken ayrı bir Mersin Lojistik Merkezi yatırımına daha ihtiyacımız var. Kentimiz için yeni ufuklar açacak böylesi bir proje liman ile bağlantılı tüm bölgelerin yarar görmesini sağlayacaktır.

Tüm bu yatırımların tamamlanması halinde Mersin bir tarım-gıda üssü olacağı gibi aynı zamanda lojistik ve ticaret merkezine dönüşecektir.

Geliştirmemiz gereken modele ilişkin görüşlerimi bir sonraki açıklamam ile tamamlayacağım.

 

TURİZM MERKEZİ MERSİN

4. BÖLÜM

Kent ekonomimizin gelişmesine yönelik yeni bir model oluşturmamız gerektiğini ve bu modelde tarım-gıda, agro-endüstri ve lojistik gibi alanların ne kadar büyük önem taşıdığını bugüne kadar olan üç açıklamamda belirtmiştim.

Tarım-gıda, lojistik ve ticaret gibi güçlü bulunduğumuz alanların yanında, potansiyelimizin olduğu ancak yetersiz kaldığımız sektörleri de bu yeni modelde dikkate almalıyız. Bunların başında ise turizm geliyor. Mersin'i turizm açısından çok daha cazip hale getirmeliyiz.

Kazanlı Turizm Bölgesi Projesi

Oysa kentimizin turizme açılma süreci maalesef çok yavaş işliyor. Örneğin 2008 yılında turizm bölgesi olarak işaretlenen ve firmalara yer tahsisleri yapılan Kazanlı Turizm Bölgesi Projesinin 2013 yılında tamamlanması hedefleniyordu. Kaç yıldır tahsis edilmiş olmasına karşın hala yapılmış olan bir yatırım yok.

Tüm Mersin'liler bu projenin tamamlanması beklentisini taşıyor. Mevcut projede ilerleme kaydedilemiyorsa eğer, yeniden ihaleye çıkılabilir. Veya butik oteller oluşturacak şekilde yeni alternatifler değerlendirilebilir. Bu şekilde, Mersin'li ve diğer yatırımcıların böyle bir yatırım yapmasına imkan tanınmış olur. Kentimizin turizm potansiyelinin canlanması açısından bu bölgenin harekete geçirilmesinin büyük önem taşıdığı kanaatindeyim.

Kentimizin Batısı Mersin Turizmi İçin En İdeal Bölgedir

Ayrıca, kentimizin batısı Mersin turizmi için en ideal bölgedir. Bu bölgenin her yönüyle turist çekme açısından önemli avantajları bulunmaktadır. Bu bölge için ilan edilmiş olan mevcut turizm merkezleri yetersiz. Üstelik bu merkezler de henüz hizmete girmedi.

Hem mevcut projelerin tamamlanmasını hızlandıracak adımlar atılmalı hem de Erdemli'den Anamur'a kadar olan bölümün altyapıları tamamlanarak yeni lokasyonlar oluşturmak üzere yatırımcılara açılmalıdır. Özellikle tarihi dokuyla uyumlu projeler ile bu bölge desteklenmelidir.

Çeşmeli-Taşucu Otoyolu Projesi

Kentimiz için öncelikli olan projelerden bir diğeri de Çeşmeli'de sona eren otoyolun Taşucu'na kadar uzatılmasıdır. Bu proje bir turizm yatırımı olmanın da öncesinde Mersin'liler için elzem bir ihtiyaç halindedir. Özellikle yaz dönemlerinde 50 kilometrelik mesafeyi kat etmek için bu bölgede 3-4 saat süren araç kuyruklarına katlanmak gerekmektedir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız tarafından yayınlanan eylem planında da yer alan bu proje kentimizin ulaşım, turizm ve lojistik imkanlarının güçlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Sonuç: Mersin Bir Tarım-Gıda, Lojistik Ve Turizm Merkezi Olabilir

Kentimizin ihracat büyüme hızı ne yazık ki ülkemiz ihracat performansının çok altında. İthalatımız ise katma değer yaratmaya yönelik değil. Üstelik Mersin, kişi başına gelir sıralamasında son otuz yılda 22 basamak gerileyerek 30. sıraya düşmüştür.

Kent olarak sahip olduğumuz değerleri, ticaret kültürümüzü, tecrübemizi ve coğrafi konum avantajımızı iyi değerlendirirsek bu olumsuz tabloyu tersine çevirebiliriz. Gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi geleceğe dönük yol haritamızı şimdiden belirlemeliyiz. Bu yol haritasına ilişkin görüşlerimi dört gündür detaylandırıyorum. Özetle:

  • Kentimiz, Hollanda örneğinde olduğu gibi, tarım-gıda ürünlerinin işlenmesine dayalı sanayisinin gelişimine yoğunlaşmalıdır. Bu şekilde bir tarım-gıda ve agro-endüstri merkezine dönüşebiliriz.
  • Mersin'in dış ticarette daha da gelişebilmesinin ön şartı lojistik açıdan da gelişebilmesine bağlıdır. Bu nedenle Mersin Konteyner Limanı, Çukurova Havalimanı, Yenice Lojistik Köy ve Mersin Lojistik Merkezi Projelerini elzem hale gelmiştir.
  • Kazanlı Turizm Bölgesi, Mersin'in Batısının Turizme Kazandırılması ve Çeşmeli-Taşucu Otoyolu projeleri bir an önce tamamlanarak turizm sektörünün kent ekonomimize katkısının artması sağlanmalıdır.

Mersin doğru bir model ile sahip olduğu potansiyeli değerlendirebilir ve sadece ülkemizin değil bölgemizin tarım-gıda, lojistik ve turizm merkezine dönüşebilir. Başta devletimizin sahiplenmesi olmak üzere, kentimizin tüm dinamikleri olarak el ele verdiğimiz taktirde bunu başarabilecek güce sahibiz.

Ancak bu şekilde kentimiz ekonomisinin büyüme hızı, refah seviyesi, sosyal yaşantı kalitesi, istihdam ve gelir yaratma kapasitesi yükselecektir. Ayrıca, ticaret hacmimizin genişleyerek, geçmişte olduğu gibi yeniden rekabetçi pozisyona ulaşabilmemiz mümkün olacaktır.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Özdemir,, Tarım, Gıdoa,, Lojistik, ve, Turizm, Merkezi, Mersin,
Yorumlar
Haber Yazılımı